Pazartesi, Ekim 15, 2007

İstanbul'u Seyretmek

Bir yıl Kütahya'da İşletme okumuşluğum var. O yılın iyi dostluklar kazandırmasının yanında, çok farklı bir bakış açısı da edindirdi. Her sabah okulun bulunduğu yerden bulutları seyretmek, daha önce yaşamadığım bambaşka bir kazanım oldu.

İstanbul'da veya da çocukken yazları geçirdiğim Kırklareli'nde köyde, uzaklara bakmayı öğrenememiştim. Uzakta, çok uzakta olan bulutlara bakabilmek; etrafa bakabilmek; uzaktan çevreyi gözlemlemek; ufka kadar neler olabileceğini adım adım görmek için yıllarca beklemişim.

Doksan altıdan bugüne kadar, yavaş yavaş kazanmaya başladıklarım, İstanbul'da bana mutluluk getirmiyor. Bir kez daha, bayram dönüşü yol boyunca gördüğüm manzara sadece çirkinlik idi. Bunu bu yaz Avcılar'dan başlayan boğaz turunda da görmüştüm ama bu kez aklımda, Fortune Türkiye'nin ilk sayısında okuduğum "Zorlu Bilbao Etkisi Yaratacak mı?" yazısının ağırlığı da var.

İstanbul çirkinleşti. Bunun için elimizden ne geliyorsa yaptık. Bunu bizler yaptık. Her birimiz bundan sorumluyuz.

Bugün İstanbul için iyi bir şey olmayacak kadar kötümserim. Bundan dolayı Zorlu Holding'in Zorlu Center için aklında olan müthiş niyeti, -"İstanbul, ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti’ ünvanına yakışır bir esere sahip olacak"- klasik Bizans oyunları ile ne hale getirebileceklerini düşündükçe kahroluyorum.

Olay şu; Zorluk Holding Karayolları arazisinda yapacak olduğu Zorlu Center için Süha Özkan'ın yöneticiliğinde bir proje yarışması açar. Hedef ise İstanbul'u sadece bu yapı ile bile, görülmeye değer hale getirmek. Bilbao etkisi olarak yazıda bahsedilen ise Guggenheim Müzesi ile Bilbao'nun büyük bir çekim merkezi haline gelmesi...

İstanbul her anlamda büyük bir çekim merkezi olabilir ancak bugün şöyle uzaktan etrafını seyretmeye kalktığınızda sadece çirkin olduğunu görürsünüz. İnci gibi dişleri var ama ama ama...

Perşembe, Ekim 11, 2007

Lider: İsmail Erdemir

Eve geldikten gece yarısına kadar, daha önce diğer telefondan İsmail'in aradığından haberdar değildim. Daha yatmamıştır diyerek geri aradım. Her zaman olduğu gibi merhabalaşmadan sonra, bir konuda fikrimi sordu. İsmail konuştukça heyecanlanıyor ve nasıl tebrik etmem gerektiğini şaşırıyordum. Şair arkadaşım büyük bir cesaret örneği göstererek, beni bir kez daha hayretler içinde bıraktı.

Durum Analizi
Geçen gün, gece yarısına kadar çalışan İsmail, eve dönerken problemi bir kez daha net olarak gördü. Bir muhasebe müdürü olarak, bu şekilde çalışmanın, hedefleri açısından hiçbir faydası olmayacaktı. Elbette geçimini sağlıyordu ancak yoğun çalışmanın istemediği sonuçları onu üzüyordu. En başta, küçük Kübra ile daha az oynuyordu. Bir çözüm olarak, kendi bürosunu kurmaya niyetlendiğinde olabilecek sıkıntıları da biliyordu. Çalışıyor ama huzur bulamıyordu.

Çevre
Benzer durumda olan, aynı sıkıntıları çeken ve bir noktada kısır döngüyü kırmak isteyen birçok arkadaşı da vardı. Nerede ise hepsi için hedef ortak idi: kendi bürosu kurmak.

Niyet
Tek başına değil de birlikte bir şeyler yapmaya niyetlenseler nasıl olurdu? Problem belli idi. Bu iş, bir süreç gerektiriyordu. Kendine ait müşterilerin olana kadar, sıkıntılı günler geçebilirdi. Mesele o günleri atlatmakta idi. Sevdiği ve yaptığı işte nitelikli bir arkadaşına bu teklifi ertesi gün sundu.

Teklif
Zorlu günleri atlatana kadar, biri eski işinde çalışmaya devam etse ama diğeri büronun işleri ile ilgilense ve en başta yaşanacak olan mali sıkıntı paylaşılarak azaltılmış olsa, nasıl olurdu? Bir maaş ile iki ailenin geçinmesi mümkün olur mu idi?

Lider
İsmail teklifini arkadaşına sundu ve bir lider olarak, başarısızlık durumunda sorumluluğu da üzerine aldı. Eğer işler istedikleri gibi gitmezse, ortağı tekrar işe girene kadar maaşının yarısını vermeye devam edecek.

Üniversite zamanında İsmail'in şiirlerini beğenmezken, bugünlerde yazdıklarını hayranlıkla okuyorum. Beni ilk defa yeni şiirlerini okumam için gönderdiğinde şaşırtmıştı. Bu gece ikinci kez büyük bir şaşkınlık yaşadım. Bir lider olarak, dostumu bu akşama kadar hiç düşünmemiştim. Aslında onun asi şair ruhu, daima liderlik taşıyordu, ancak iş mesele olunca, lider olarak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Karşı taraf teklifi daha düşünüyor olsa bile benim gözümde İsmail liderliğini gösterdi. Problemi gördü; kaynakları değerlendirdi; öne geçti; fedakarlığını ortaya koydu; tüm sorumluluk üzerine aldı.

Dilerim ki ikisi çok başarılı olur.

Çarşamba, Ekim 10, 2007

Sihirli Tartı

Benim için ramazanlar kilo konusunda büyük değişimleri yaşadığım zamanlar olmuştur. Kilo almak veya da daha önceki bir ramazanda aldıklarımı vermek, nerede ise her zaman, bu mübarek ayda gerçekleşmiştir. Elbette bazı istisnai zamanlar da olmuştur ancak bu ramazan bunlardan biri değildi.

BMI indeksim 29.1 olmuş. Bu da şişman ve orta derece riskli demekmiş.

İnsan bu durumda terazi görmek istemiyor. Gelgelelim İstanbul'un her tarafına Ade Dış Ticaret tarafından konumlandırılmış olan Sihirli Tartı'ları görmemek mümkün değil. DPS-Promatic üretimi olan bu meretler kilomuzu tartıyor ve boyumuzu da ölçüyor. Yalnız bu kadarla da kalmayarak doğum günümüzü doğru olarak girdiğimizde kaç gün yaşadığımızı, günlük burcumuzu ve bioritimimizi, şanslı numaralarımızı ve güzel bir özlü söz ile bir kağıt parçasını çıktı olarak veriyor.

Tamam, hepsi iyi güzel ama bu ideal kilo kısmına sinir oldum. Ne demek 81.9... Belki belli bir kiloya kadar rakam yazmak doğru olabilir ama 13,5 kilo vermesi gereken bir kişi için motive edici bir cümle olması çok daha iyi olurdu. Özlü söz bile motivasyonla ilişkili olsa daha da iyi olur.

Cuma, Ekim 05, 2007

Yahya Kemal'den

Birçok şairin, bazı şiirleri diğerlerinden daha çok sevilir ve bilinir. Genelde de okul kitaplarına giren şiirlerdir, bunlar. Bu meşhur şiirler duyulunca, hemen şairini dile getirmek bir zevk-tatmin meselesidir.

Ben de kendime özgü, herkesin okumadığı-bilmediği şiirleri hafızama almayı ayrıcalık sayarım :)

Mesela Yahya Kemal'den "Madrid'de Kahvehane" bunlardan biridir. Büyük şair, şiiri şöyle bitirir:

"Ba'zan gönül dalar suların musikisine
Ba'zan Yesari hatlarının en nefisine."
Bergama Heykeltıraşları'ndan:
İnsan vücudu ba'zan açık, bazen örtülü,
Her çizgisiyle san'atı canlandıran büyü,

Artık dehaya eski güzellikte sinmiyor.
Gördük ki yer yüzünde ilahlar gezinmiyor.
Özleyen'den:
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
Sen nerde o fecrin ağıran dağları nerde!
Daha çok bilinen ve harika bir şiir olan Koca Mustapaşa'dan:
Gizli bir his bana, hatif gibi, ihtar ediyor;
Çok yavaş, yalnız içinden duyulan sesle, diyor:
"Gitme! Kal! sen bu taraf halkına dost insansın:
Onların meşrebi, iklimi ve ırkındansın.
Gece, her yerdeki efsunlu sükunundan iyi,
Avutur gamlıyı, teskin eder endişeliği;
Ne ledünni gecedir! Ta ağaran vakte kadar,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan’ın ruhu yanar.
Ne saadet! Bu tarflarda, her ülfetten uzak,
Vatanın fatihi cedlerle beraber yaşamak! ..."

Geç vakit semtime döndüm Koca Mustapaşa’dan
Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’ya’dan.
Bu muammayı uzun boylu düşündüm de yine,
Dikkatim hadisenin vardı derinliklerine;
Bu geniş ülkede, binlerce latif illerde,
Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
Manevi varlığının resmini çizmiş havaya.
-Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü’yaya.-

Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
Ruh arar başka teselli her esen rüzgarda.

Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
Cemil Meriç "Şairler yoğurmuş dili, düşünceyi şairler uysallaştırmış." der. Dilerim ki şiir hiçbir zaman eksik olmasın hayatımdan...

Perşembe, Ekim 04, 2007

Bismillah!

Tuhaf bir seziş içindeyim. Kitabı ortadan açmak ve okumak istiyorum. Önceki sayfalardan da haberdarım. Belki kitabın sonunu bilmiyorum ama şimdiden çok güzel olduğunu hissedebiliyorum.

Sonra yazmak... Her konudan bir miktar yazmak... Hatta daha önce yazdıklarımı yeniden anlatmak veya da yeni şeyleri dilime dolamak istiyorum.

Ve bunları diliyorum.

Bismillah diyorum.