Pazartesi, Aralık 03, 2007

Bir Borsa Spekülatörünün Anıları

  • Kâr etmek, zarar etmek kadar doğaldır. [Zarar etmek, kâr etmek kadar doğaldır.]
  • Zararın [Kârın] nereden kaynaklandığını bilmek ve bundan ders kazanmak önemlidir.
  • Herşeyin bir doğru zamanı vardır.
  • Başkalarının fikirlerini ancak kendimce de doğru ise kabul etmeli...
  • ...

Son günlerde elimde düşürmediğim, Bir Borsa Spekülatörünün Anıları'nda Larry Livingston'un bazı sözleri bunları aklıma düşürdü.
"Zarar etmek beni üzmedi. Ben ne zaman borsada para kaybetsem karşılığında bir ders aldığımı düşünürdüm. Zarar ettiysem karşılığında deneyim kazanmışımdır, yani kaybettiğim parayı aslında okul ücreti olarak kullanmışımdır. İnsan sürekli deneyim kazanır ve bunun karşılığını ödemek zorundadır. Ancak Dan Williamson'un firmasında yaşadığım deneyim beni rahatsız etmişti, çünkü çok önemli bir fırsatı kaybetmiştim. Kaybedilen para önemli değildir, yerine konabilir. Ama orada benim elime geçen fırsata benzer fırsatları yeniden bulmak pek kolay değildir." [Skala Yayıncılık; sayfa 218]

Bu kitabı uzun zaman önce okumak istemiş ama bir satış elemanın ukalaca tavırları yüzünden satın almamıştım. En sonunda Ideefixe'in Sanal Kitap Fuarı'nda üçlü bir setin içinde aldım. Çok iyi etmişim. Harika bir kitap.

Not: Fatih bu kitabı mutlaka okumalı :) Hatta tekrar tekrar okumalı...

Cuma, Kasım 30, 2007

Gece Rüyama Girdi

Kafamda olan, dert ettiğim bazı şeyler, ister istemez geceleri rüyalarıma giriyor. Bu halden pek rahatsız olduğumu söyleyemem. Hatta hoşuma bile gidiyor :)

Geçen gece rüyamda bloğa yazı yazdığımı gördüm. Kaç gündür yazı yazmak için fırsatları değerlendiremeyince, kendimce çok normal bir durum gerçekleşmiş oldu :)

Anlatacak yine çok şey var ama hangisinden başlamalı bilmiyorum. Kısaca listelemek gerekirse:
  • "Tatlı bi'telaş" içindeyim ve bunun için alışveriş yapmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim
  • Kendime ait bir şirket kurma hazırlıklarına başladım. Bunu iki sene önce yapmam gerekiyordu ancak şimdi cesaretimi toplayabildim.
  • Evde kapıları boya yapıyorum ve bu konuda her geçen gün büyük bir ustalık kazandığımı düşünüyorum ve hatta kapı boyamanın sanat olarak da yapılabileceğini ciddi olarak inanmaya başladım :)
  • Fuardan sonra da yeni kitaplar aldım ve geceleri okumaya çalışıyorum
  • Kitap satışı yapan siteler ile kargo veya da kurye şirketlerinin birleşmesi sonucu en azından İstanbul'da internetten kitap satın almanın tadına doyabileceğimi düşünüyorum. Yoksa bugünkü durum devam ettiği sürece kitap satın almak için kitapçılar gibisi yok :(
İşte böyle; hayat işte, elimizde olmadan akıp gidiyor...

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Bir Resim Sergisi

Dün öğleden sonra, havanın bozuk olması ile gökyüzünde mavi ile gri arasındaki tonlarda, birbirine geçmiş olan bulutların şöleni vardı. Birçok insan dün bunun farkına varmış olabilir ancak bakmak görmeyi sağlamıyor.

Dün ayrıca, bir kültür merkezinde olan resim sergisindeki eserlere uzaktan şöyle bir baktıktan sonra, bunlarda iş yok dedim. Sonra yakından da inceledim ve resimlerin kötü olduğuna dair fikrim iyice yerleşti. Oysa ki derin bir resim bilgim de yoktur. Belki de bunların sanatsal değerlerini anlayamadım!

Bulutları izlerken büyülenmiş gibi bakan gözüm, o resimlere pek rağbet etmedi. Neden?

  • Bir ilçe belediyesinin kültür merkezinde, iyi şeyler bulmanın olasalığını düşük olması
  • İyi bir sanatçının eserlerinden bir sergi olmuş olsa idi seçimler yaklaşırken tantanalı bir şekilde duyurulacak olması
  • İlginin az olmasından değersiz olduklarını düşünmüş olmam gibi ön yargılarım mı, görmeme engel oldu?
Yoksa cidden berbat bir sergi mi idi? Bilmiyorum ve bilmek istiyorum.

Çarşamba, Kasım 07, 2007

El Yazım

İlkokula başladığım zamanlarda güzel yazı dersi, sadece bir ders olarak vardı. Şöyle yaz, böyle yazdan bir adım uzağa gitmiyordu. Belki benden kaynaklanan, belki de eğitim programının bir sonucu olarak defterlerimi el yazısı ile tutmuyordum. Her harfi ayrı ayrı yazmanın bir sonucu olarak da hızlı yazmam gerektiğinde harflerimin şekilleri bozuluyordu.

Bugün bile aynı derdi yaşıyorum ve beni rahatsız ediyor.

Yanılmıyorsam Munir Arıkan'ın bir kitabında, Vimala Alfabesi ile ilgili bir bölüm okumuştum. O günlerde nasıl bir şey olduğunu nette aramış ve güzel bulmuştum. Kitap fuarında da Elma Yayınları standında Vimala Rodgers'in El Yazınız Hayatınızı Değiştirebilir isimli kitabını görünce, hiç düşünmeden satın aldım.

Niyetim sadece yazımı güzelleştirmek; hayatımı değiştirir mi bilmiyorum :)

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Kitap Fuarının Ardından

Tüyap'ın düzenlediği kitap fuarı dün bitti. Sanki eski yıllarda daha bir güzeldi. İlginç! Belki de sadece benden kaynaklanan bir izlenimdir.

Sadece fuar vesilesi ile bulabildiğim MESS kitapları çoğunlukta olmak üzere, yine çok kitap aldım. Geçen sene aldıklarımın toplu bir fotoğrafını çekmiş ve burada paylaşmıştım ancak bu yıl böyle bir şey yapmayacağım:) Çünkü aldığım her bir kitabı yazı konusu yapabilirim. Okumak için heyecanlanıyorum...

Cuma, Kasım 02, 2007

Annemin Çocukluğundan Bir Tat: Lokum Kıstırması

Daha önce Kiss the Girls'ü izlediğimi hatırlamıyorum. Ancak yıllar önce Sami'nin bahsettiğini ve beğendiğini biliyorum.

Annem geçenlerde İstanbul'a geldiğinde -evde de televizyon bulundurmadığımdan dolayı- birlikte izleme şansı bulduk. Annemle bir gece önce başka bir filmi ancak yarısına kadar izleyebilmiştik. Hoşlanmamıştı ve sıkılınca bırakmıştı.

Kiss the Girls'i izlediğimiz akşam, çay yapmaya karar verdik. Hali ile de yanında ne istediğini sordum. Birkaç akşam evvel de benzer bir sorumun cevabı olarak söylediği lokum isteğini dile getirdi. Hemen dışarı çıktım ve eve lokumlar ile geldim.

Birlikte çay içerek, lokumları bisküvi arasına sıkıştırarak filmi tamamladık. Filmi çok beğendi...

Annem iki bisküvi arasına, bir sade lokumu kıstırarak yemeği seviyor. Bu her gün yenilecek bir şey değil: Sadece eski günleri anmak istediğinde; güzel geçmiş günleri hatırladığında; o günlerden bir tat araması...

Belki yıllar sonra, böyle bir arzu ile Ülker Dido, Magnum Essence Dark, Eti Finger... arayacağım.

Perşembe, Kasım 01, 2007

"Dün Gece Düşündüm de..."

Barış Manço'nun bir şarkı sözü şöyle idi:
"Dün gece düşündüm de, renkler olmasaydı
Yaşanmazdı bu dünyada"
Ben gece değil de, dün gündüz vakti, neden yine eskisi gibi her gün yazmıyorum diye, içlendim kendi kendime.

Ne güzeldi o heyecan! Bir terane tutturup, ardından da bizim çocuklar bir tepki verecek mi diye, sabırsızlıkla beklemek...

Dün bunları düşündüm bir ara. Sonra bugün yapacağım iş görüşmesi aklımı yine kemirmeye başladı. Galiba yine gece uyuyamayacağım, dedim sessizce; uyuyamadım da.

Böyle işte; insanoğlu garip varlık.

Az önce aklıma yine Barış Manço'nun o şarkı sözü geldi de buldum sonra. Yazmak önemli, dedim bir sessizlik içinde... Yazmak önemli.

Pazartesi, Ekim 15, 2007

İstanbul'u Seyretmek

Bir yıl Kütahya'da İşletme okumuşluğum var. O yılın iyi dostluklar kazandırmasının yanında, çok farklı bir bakış açısı da edindirdi. Her sabah okulun bulunduğu yerden bulutları seyretmek, daha önce yaşamadığım bambaşka bir kazanım oldu.

İstanbul'da veya da çocukken yazları geçirdiğim Kırklareli'nde köyde, uzaklara bakmayı öğrenememiştim. Uzakta, çok uzakta olan bulutlara bakabilmek; etrafa bakabilmek; uzaktan çevreyi gözlemlemek; ufka kadar neler olabileceğini adım adım görmek için yıllarca beklemişim.

Doksan altıdan bugüne kadar, yavaş yavaş kazanmaya başladıklarım, İstanbul'da bana mutluluk getirmiyor. Bir kez daha, bayram dönüşü yol boyunca gördüğüm manzara sadece çirkinlik idi. Bunu bu yaz Avcılar'dan başlayan boğaz turunda da görmüştüm ama bu kez aklımda, Fortune Türkiye'nin ilk sayısında okuduğum "Zorlu Bilbao Etkisi Yaratacak mı?" yazısının ağırlığı da var.

İstanbul çirkinleşti. Bunun için elimizden ne geliyorsa yaptık. Bunu bizler yaptık. Her birimiz bundan sorumluyuz.

Bugün İstanbul için iyi bir şey olmayacak kadar kötümserim. Bundan dolayı Zorlu Holding'in Zorlu Center için aklında olan müthiş niyeti, -"İstanbul, ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti’ ünvanına yakışır bir esere sahip olacak"- klasik Bizans oyunları ile ne hale getirebileceklerini düşündükçe kahroluyorum.

Olay şu; Zorluk Holding Karayolları arazisinda yapacak olduğu Zorlu Center için Süha Özkan'ın yöneticiliğinde bir proje yarışması açar. Hedef ise İstanbul'u sadece bu yapı ile bile, görülmeye değer hale getirmek. Bilbao etkisi olarak yazıda bahsedilen ise Guggenheim Müzesi ile Bilbao'nun büyük bir çekim merkezi haline gelmesi...

İstanbul her anlamda büyük bir çekim merkezi olabilir ancak bugün şöyle uzaktan etrafını seyretmeye kalktığınızda sadece çirkin olduğunu görürsünüz. İnci gibi dişleri var ama ama ama...

Perşembe, Ekim 11, 2007

Lider: İsmail Erdemir

Eve geldikten gece yarısına kadar, daha önce diğer telefondan İsmail'in aradığından haberdar değildim. Daha yatmamıştır diyerek geri aradım. Her zaman olduğu gibi merhabalaşmadan sonra, bir konuda fikrimi sordu. İsmail konuştukça heyecanlanıyor ve nasıl tebrik etmem gerektiğini şaşırıyordum. Şair arkadaşım büyük bir cesaret örneği göstererek, beni bir kez daha hayretler içinde bıraktı.

Durum Analizi
Geçen gün, gece yarısına kadar çalışan İsmail, eve dönerken problemi bir kez daha net olarak gördü. Bir muhasebe müdürü olarak, bu şekilde çalışmanın, hedefleri açısından hiçbir faydası olmayacaktı. Elbette geçimini sağlıyordu ancak yoğun çalışmanın istemediği sonuçları onu üzüyordu. En başta, küçük Kübra ile daha az oynuyordu. Bir çözüm olarak, kendi bürosunu kurmaya niyetlendiğinde olabilecek sıkıntıları da biliyordu. Çalışıyor ama huzur bulamıyordu.

Çevre
Benzer durumda olan, aynı sıkıntıları çeken ve bir noktada kısır döngüyü kırmak isteyen birçok arkadaşı da vardı. Nerede ise hepsi için hedef ortak idi: kendi bürosu kurmak.

Niyet
Tek başına değil de birlikte bir şeyler yapmaya niyetlenseler nasıl olurdu? Problem belli idi. Bu iş, bir süreç gerektiriyordu. Kendine ait müşterilerin olana kadar, sıkıntılı günler geçebilirdi. Mesele o günleri atlatmakta idi. Sevdiği ve yaptığı işte nitelikli bir arkadaşına bu teklifi ertesi gün sundu.

Teklif
Zorlu günleri atlatana kadar, biri eski işinde çalışmaya devam etse ama diğeri büronun işleri ile ilgilense ve en başta yaşanacak olan mali sıkıntı paylaşılarak azaltılmış olsa, nasıl olurdu? Bir maaş ile iki ailenin geçinmesi mümkün olur mu idi?

Lider
İsmail teklifini arkadaşına sundu ve bir lider olarak, başarısızlık durumunda sorumluluğu da üzerine aldı. Eğer işler istedikleri gibi gitmezse, ortağı tekrar işe girene kadar maaşının yarısını vermeye devam edecek.

Üniversite zamanında İsmail'in şiirlerini beğenmezken, bugünlerde yazdıklarını hayranlıkla okuyorum. Beni ilk defa yeni şiirlerini okumam için gönderdiğinde şaşırtmıştı. Bu gece ikinci kez büyük bir şaşkınlık yaşadım. Bir lider olarak, dostumu bu akşama kadar hiç düşünmemiştim. Aslında onun asi şair ruhu, daima liderlik taşıyordu, ancak iş mesele olunca, lider olarak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Karşı taraf teklifi daha düşünüyor olsa bile benim gözümde İsmail liderliğini gösterdi. Problemi gördü; kaynakları değerlendirdi; öne geçti; fedakarlığını ortaya koydu; tüm sorumluluk üzerine aldı.

Dilerim ki ikisi çok başarılı olur.

Çarşamba, Ekim 10, 2007

Sihirli Tartı

Benim için ramazanlar kilo konusunda büyük değişimleri yaşadığım zamanlar olmuştur. Kilo almak veya da daha önceki bir ramazanda aldıklarımı vermek, nerede ise her zaman, bu mübarek ayda gerçekleşmiştir. Elbette bazı istisnai zamanlar da olmuştur ancak bu ramazan bunlardan biri değildi.

BMI indeksim 29.1 olmuş. Bu da şişman ve orta derece riskli demekmiş.

İnsan bu durumda terazi görmek istemiyor. Gelgelelim İstanbul'un her tarafına Ade Dış Ticaret tarafından konumlandırılmış olan Sihirli Tartı'ları görmemek mümkün değil. DPS-Promatic üretimi olan bu meretler kilomuzu tartıyor ve boyumuzu da ölçüyor. Yalnız bu kadarla da kalmayarak doğum günümüzü doğru olarak girdiğimizde kaç gün yaşadığımızı, günlük burcumuzu ve bioritimimizi, şanslı numaralarımızı ve güzel bir özlü söz ile bir kağıt parçasını çıktı olarak veriyor.

Tamam, hepsi iyi güzel ama bu ideal kilo kısmına sinir oldum. Ne demek 81.9... Belki belli bir kiloya kadar rakam yazmak doğru olabilir ama 13,5 kilo vermesi gereken bir kişi için motive edici bir cümle olması çok daha iyi olurdu. Özlü söz bile motivasyonla ilişkili olsa daha da iyi olur.

Cuma, Ekim 05, 2007

Yahya Kemal'den

Birçok şairin, bazı şiirleri diğerlerinden daha çok sevilir ve bilinir. Genelde de okul kitaplarına giren şiirlerdir, bunlar. Bu meşhur şiirler duyulunca, hemen şairini dile getirmek bir zevk-tatmin meselesidir.

Ben de kendime özgü, herkesin okumadığı-bilmediği şiirleri hafızama almayı ayrıcalık sayarım :)

Mesela Yahya Kemal'den "Madrid'de Kahvehane" bunlardan biridir. Büyük şair, şiiri şöyle bitirir:

"Ba'zan gönül dalar suların musikisine
Ba'zan Yesari hatlarının en nefisine."
Bergama Heykeltıraşları'ndan:
İnsan vücudu ba'zan açık, bazen örtülü,
Her çizgisiyle san'atı canlandıran büyü,

Artık dehaya eski güzellikte sinmiyor.
Gördük ki yer yüzünde ilahlar gezinmiyor.
Özleyen'den:
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
Sen nerde o fecrin ağıran dağları nerde!
Daha çok bilinen ve harika bir şiir olan Koca Mustapaşa'dan:
Gizli bir his bana, hatif gibi, ihtar ediyor;
Çok yavaş, yalnız içinden duyulan sesle, diyor:
"Gitme! Kal! sen bu taraf halkına dost insansın:
Onların meşrebi, iklimi ve ırkındansın.
Gece, her yerdeki efsunlu sükunundan iyi,
Avutur gamlıyı, teskin eder endişeliği;
Ne ledünni gecedir! Ta ağaran vakte kadar,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan’ın ruhu yanar.
Ne saadet! Bu tarflarda, her ülfetten uzak,
Vatanın fatihi cedlerle beraber yaşamak! ..."

Geç vakit semtime döndüm Koca Mustapaşa’dan
Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’ya’dan.
Bu muammayı uzun boylu düşündüm de yine,
Dikkatim hadisenin vardı derinliklerine;
Bu geniş ülkede, binlerce latif illerde,
Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
Manevi varlığının resmini çizmiş havaya.
-Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü’yaya.-

Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
Ruh arar başka teselli her esen rüzgarda.

Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
Cemil Meriç "Şairler yoğurmuş dili, düşünceyi şairler uysallaştırmış." der. Dilerim ki şiir hiçbir zaman eksik olmasın hayatımdan...

Perşembe, Ekim 04, 2007

Bismillah!

Tuhaf bir seziş içindeyim. Kitabı ortadan açmak ve okumak istiyorum. Önceki sayfalardan da haberdarım. Belki kitabın sonunu bilmiyorum ama şimdiden çok güzel olduğunu hissedebiliyorum.

Sonra yazmak... Her konudan bir miktar yazmak... Hatta daha önce yazdıklarımı yeniden anlatmak veya da yeni şeyleri dilime dolamak istiyorum.

Ve bunları diliyorum.

Bismillah diyorum.