Perşembe, Aralık 01, 2005

Gerçekleşmeyen Telefon Görüşmesi ve Çay-Sigara

Pazartesi beklediğim telefon görüşmesi gerçeklememişti. Bende dün telefon etmektense bizzat telefon beklediğim kişinini yanına gitmeyi tercih ettim. Adam çay ikram etti, özür diledi ve işi pazartesine erteledi. Telefonla arayamamasının sebebi olarak işlerinin çok yoğun olduğundan bahsetti. Çay ikram etti ise de berbat bir şey olduğundan şeker atarak içebildim.

Çayı çok şekerli içenlerdendim. İnanılmaz keyif alıyordum. Ta ki bir gazetede şekerli içeçek bağımlılığının sigara tiryakiliğinden kurtulmaktan daha zor olduğunu okuyuncaya kadar... O gün ben de karar verdim . Tiryakiliğimden kurtulacaktım.

Sigari içen arkadaşlarım, biz hiç içmeyenler için ve bazen açıkça yaptığımız düşmanlıktan dolayı, onları anlamadığımızdan ve hiç bir zaman da anlayamacağımızdan dem vururlardı. "Bir tiryakiyi ancak bir tiryaki anlardı."

Gazetedeki yazı ise çay ve kahvenin içene şeker atmamayı, benim için bir sınav haline getirdi. Bırak gitsin, olsun bitsindi ama o kadar da kolay olmadı.

Çayı biraz daha açık içmeye başlayınca iş kolaylaştı. Hem de bu sefer sadece çay içiyordum. Çayın tadına varıyordum. Kahveyi şekersiz içmek ise daha kolaydı. Kahvelerin kendine ait özel bir tadı vardı ve ben bu tadı zaten beğeniyordum.

Alıştım. Şekersiz çay ve kahveyi rahatlıkla içiyordum. Yalnızca kötü çay olduğunda içine mutlaka şeker atıyorum. Nezaket gereği içiyorum.

Sigara içen arkadaşlarım için ise bunun bir önemi yoktu. Onlar için en zor şey, şu "lanet" sigari bırakmak...

İsmail hala sigara içiyor. Bırakmayı düşünmüyor. Mehmet ve Hasan kardeşler ise Mehmet yeni bıraktı. Oğuz ise bildiğim kadarı ile bol bol içiyor. (Not: Yarın burnundan ameliyat olacak. Şimdiden geçmiş olsun.) Lise de içmeyen kızlardan ise sonradan başlayanlar oldu. Evren'in başlamasına özellikle üzülmüştüm. Bayanlar için sigara içmek bir statü sembolü haline almış durumda idi. Şimdi onlar da tiryaki oldular.

Nihan hiç içmemiş, umarım hiç başlamaz.

Hiç yorum yok: