Salı, Aralık 27, 2005

Bilgisayarıma Ne oldu?

Bu sabah, son bir haftadir beklediğim korkunç şey gerçekleşti. Bilgisayarım iflas etti.

Bir çok sebebi olabilir. Harddisk en çok süphelendiğim donanımım. Bir kaç gün harddisksiz çalıştıracağım.

Nasıl mı? Knoppix ile CD'den... Şimdi olduğu gibi...

Aslında bu hafta büyük bir heyecan ile beklediğim ULUDAĞ projesinin harddiske kurulabilen işletim sistemi PARDUS ile uğraşacaktım. Nasip değilmiş.

Not: Taner beyimizin videosunu silmek zorunda kaldık. Baştan kendisi yayınlama izni vermişti. Yalnız beraber izlerken bizler fazla mı güldük bilmem :) silmemizi istedi.

Perşembe, Aralık 22, 2005

KAPIDAKİ DÜŞMAN (ENEMY AT THE GATES)

Son yıllarda savaş filmlerinden zerre kadar hoşlanmıyorum. Dünyanın yeteri kadar kan ve ölüm ile çirkin bir hale geldiğini görmem ile, bu filmi belki de hiç izlemeyecektim. Tavsiye eden çok oldu.

Konu kısaca söyle: İki keskin nişancı veya iki zeki, işini iyi yapan adamın Stalingrad'ta savaşı kazandırma mücadeli. Rus Vassili Zaitsev (Jude Law) ile Alman binbaşı Konig (Ed Haris) arasındaki mücadele.

Filmi beğendim. Tavsiye edenler haklı imiş; kıskançlık, rüşvet (çocukta olsa), korku, beceri, strateji, kadın ve aşk ile güzel bir film kurgulanmış.

Pazartesi, Aralık 19, 2005

KÜÇÜK SEÇİL HANIM

Cumartesi günü Küçük Seçil hanım aradı. Hem bir şeyler içmek hem de yeni iş planlarını konuşmak için Çemberlitaş'ta buluştuk.

Seçil hanım finansçı olmak için karar vermiş. İyi bir kitap falan derken aklıma geldi. Askerde iken zorla konuşturduğumuz Ertuğrul'un bir kitap tavsiyesi vardı. Ben de onu söyledim. Ve almak için Sahaflar Çarşısına kadar yürüdük.

Kitapçı uyanık çıktı. Fiyat olarak 26 YTL olduğunu ve fiş almazsak 24 YTL olabileceğini söyledi.

Elbette almadım. Mutlaka nette daha ucuzdur, dedim. Hem de fiş almamak ne demek. Kitabı alacağız ve fişte alacağız.

Kitap: Bir Borsa Spekülatörünün Anıları

Not:
Askerde Ertuğrul bizimle lakırtı yapmaktansa, borsa hakkında konuşabileceği arkadaşı ile derin sohbetler yapmayı tercih ederdi.

Not: Malum "Taner 1.0" isimli program bekliyorsunuz. Bu Excel dosyası için -ne bileyim- siz boşverin. Çok basit ve gereksiz. İnanıyorum ki, siz daha iyisini yaparsınız.

Cumartesi, Aralık 17, 2005

TANER BEY'IN IDDIALARı

Taner bey, yaptığı programın kendisine ait olduğunu ve hatta gerekirse Patent Enstitüsüne başvuracağını belirtti.

Akşam bize geldiğinde cd'mizi getireceğini, hatta gözümüzün cd'ye doyması için daha başka cd'lerden de getireceğini ve önemlisi akşama yaptığı programın bir örneğini bize yapacağını telefonda söyledi.

Bize düşen ise, eğer kabul ederse yaptığı programı nette GPL ile lisanslayarak dağıtmak olmalıdır.

Not:
Aklıma bir kaç isim geliyor ama en güzeli şöyle olabilir: "Taner 1.0"

TANER BEY DUYMASıN!

Dün akşam Taner, Uğur ve ben yine dolaşmak için dışarı çıktık. Taner bey bir ara galiba boş bulundu ve şöyle bir cümle kurdu:
- Kendime excel ile bir program yaptım.
"Nasıl yani, sen mi yaptın?" demeye kalmadan atlatmaya başladı:
- Yapılacak işler konusunda kendi kendine çalışan ve o gün yapılacak bir iş varsa yanında ACİL yazan bir program...

Sonra konular karıştı ve ben söylemem gereken şeyleri unuttum. Şimdi yazıyorum ama:
1. "Taner bey, o program dediğiniz şey, benim size verdiğim cd'nin içinde zaten vardı."
2. Hala cd'mi getirmediniz.
3. Ona program denmez, hatta programcik bile denmez.
4. Kuzenler Yusuf (7 yaşında) ve Zeynep (9 yaşında) nette kendilerine web sitesi yapmışlar ve blog tutuyorlarmış. Yusuf okumayı pek çözemediğinden, şimdilik resimlerini yayınlıyormuş. Yazmayı biliyormuş ama kimse yazdıklarını okuyamazmış, hatta kendisi bile... onun için resimlerle idare ediyormuş.
5. NOKTA.

Olmuyor!

Olmuyor! Masamın üzerinde ve bilgisayarın yanında bekletiyorum. Mutlaka bu kitapları anlatmalıyım diyorum ama olmuyor, yazamıyorum.

Sizlere yazmak için söz verdiğim yazıları yazamıyorum.

Yok! Çok istiyorum. Anlatmam gereken konular var ama kalemi elime alınca -bu aralar kağıt kalem ile bol bol notlar alıyorum- yapamıyorum.

Şunu bilin yeter! Kafama ne zaman eserse söz verdiğim konularda yazacağım.

İki haftadır beklettiğim konularda yazmak bu hafta da mümkün olmadı.


Pazartesi şöyle demiştim:
[
Yazılacak şeyler çoğaldı.
  1. Liderlik Dersleri Kitaplarının yazıları
  2. Zihniyetleri Değiştirmek için bir yazı
  3. Müzik Terapi için bir yazı.
  4. Halit Ayarcı için bir yazı :) [Bu yazıyı biraz daha erteleyeceğim, galiba. En azından Fatih, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okuyuncuya kadar ...
]

Cuma, Aralık 16, 2005

Benim Günüm Uyanınca Başlıyor

Geçen yazıda sonradan farkına vardığım yanlışlığı anlatmak için bugün yazıyorum. Yazının başlığı söyle idi:"Dün Yazı Yazmadım". Gece yarısını geçtiğine göre günümüz Perşembe olmalı idi. Çarşamba günü ise yazı göndermiştim. Ancak ben Salı gününü anlatmak için o yazıyı yazmıştım.

Eski takvimde gün, hava kararınca, akşam olunca başlarmış. Hatta yaşlılar Salı akşamı dedikleri zaman Pazartesi gününün akşamını anlatmak istiyorlardı. Benim gibi sadece modern takvimle yaşamış insanlar için bu anlamsız hatta yanlış geliyordu. Pazartesi akşamına Salı akşamı demenin manası ne idi ki.

Modern takvimde gün, gece yarısı saat 00:00 'da başlıyor.

Ancak ne söylesem bilmem; bence gün uyunınca başlıyor. Ve gün bitimi, gece yarısını geçmiş olmasına rağmen, bitmemiştir. Saat 03:00 olsa bile... O gün Çarşambadır.


Not: Bu yazıyının konusu çok hoşuma gittiğinden üzerinde çalışmayı hak ediyor diye düşünüyorum. Belki tekrar yazarım!

Perşembe, Aralık 15, 2005

Dün Yazı Yazmadım (Salı günü için bu söz...)

Gece yarısını geçti. Dün yazı yazmamak için elimden geleni yaptım. Bol bol mazeret türettim, film izledim ve bol bol uyudum.

İlk tür mazeret türetme örnekleri:
  • Bu konuda yeterli bilgim yok
  • Biraz daha okumalıyım
  • Nette biraz daha mı arama yapsam
  • Bu konu yeteri kadar iyi değil
  • Çok kişisel
  • Boşversene...
Filmler:
  • Men of Fire (Denzel Washington)
  • 7 Seconds (Wesley Snipes)
  • Hostage-Rehine (Bruce Willis)
  • The Butterfly Effect - Kelebek Etkisi( Ashton Kutcher)
  • Hotel Rwanda (Don Cheadle)
Yazmaya değer olan diye başlayınca sadece birini seçmek zorunda kalsam neyi seçerdim sorusunu cevabı: Kelebek Etkisi

Kaos Teorisi ile ilişkilendirilmiş bir senaryo ile bu türü sevenler için etkili bir film olduğunu söyleyebilirim.

Men of Fire ile Rehine izlenmesi hoş yapımlar. Her ikisi de benim için vakit geçirmek için her zaman tercih edilebilecek olduğunu düşündüğüm başrol oyuncularını barındırıyor. Bizim :) serseri dedektifimizin (Mavi Ay) burada bir arabulucu olarak polislik yapıyor. Men of Fire'da ise Denzil Washington ölüm sanatını icra etmekle meşgul.

Diğer film 7Seconds ise vaktimi aldı. Tüm yorumum bu kadar..

Hotel Rwanda ise fırsat bulursanız mutlaka izlemelisiniz diye düşünüyorum.

Çarşamba, Aralık 14, 2005

İnsanlara Liderlik Etmenin Sekiz İlkesi

Rosen, liderlik etmenin sekiz ilkesi ile bize bir çerçeve sunmuş. Faydalanabileceğimizi düşündüğümden blogta yazmaya karar verdim.

1. VİZYON
  • Bütünsel Resmi Çizmek
  • Paylaşılan Bir Amaç Yaratmak
  • Sonuca Yönelik Düşünmek
  • Değişim Sürecinin Rotasını Çizmek
  • Bir Yüksek Performans Kültürünü Oluşturmak
2. GÜVEN
  • Kendinizi ve İşi Paylaşmak
  • Dikkatli Dinleme Becerileri Geliştirmek
  • Kestirilebilir Olmak
  • Bütün Kapıları Açmak
3. KATILIM
  • İnsanların Potansiyellerini Serbest Bırakmak
  • Parnerlikler Oluşturmak
  • Ekip Ortamını Beslemek
  • Çalışanların Sahipliğini Teşvik Etmek
  • Kazanıcı Bir Tutum Yaratmak
4. ÖĞRENME
  • Kişisel Yenilenmeyi Beslemek
  • Güçlü ve Zayıf Yanları Saptamak
  • Rehberlik Sürecinde Ustalaşmak
  • İnsan Ruhunu Özgür Kılmak
  • Öğrenen Bir Topluluk Yaratmak
5. ÇEŞİTLİLİK
  • Önyargıyla Doğrudan Yüzleşmek
  • Kişiliğinizi Bütün Yönleri ile Geliştirmek
  • Farklılıkları Yönetmek
  • Bir Saygı Kültürü Yaratmak
6. YARATICILIK
  • İnsanların Yeteneklerini Keşfetmek
  • Kuruluşunuzun Yaratıcılığını Ortaya Çıkarmak
  • İnsan Merkezli Teknolojiler Geliştirmek
  • İnsani Yaklaşımlarını Ödüllendirmek
7. DÜRÜSTLLÜK
  • Kurumsal Doğruluğu Özendirmek
  • Ahlakı ve Girişimciliği Pekiştirmek
  • Cesaretli Olmak
  • Dürüstlüğü Hayata Geçirmek
8. Topluluk
  • Olgunluğu Geliştirmek
  • Gururu ve Performansı Esinlendirmek
  • Kendinizden Ötesine İlgi Göstermek
  • Çevreyi Gözetmek
  • Kuruluşunuzu Dönüştürmek

Çok geniş bir çerçeve olduğunun farkındayım. Bir kitap için çok iyi bir çalışma..

Kitap Mess tarafından 1998'de basılmış.
Robert H. ROSEN
İnsan Yönetimi

Her bir başlık için gerçek yaşamdan örnekler ve anlatımlarla LİDERLİK için yeni ufuklar sunulmuş.

Pazartesi, Aralık 12, 2005

ve 2005'in 50. Haftası

Kırkdokuzuncu hafta İstanbul-Kırklareli arasında geçti. Tabii ki yapmayı planladığım işleri aksattı. Biraz yoruldum, çokça da dinlendim. :)

  • Filmlerden Liderlik Dersleri kitabından istediğim sonucu alamayacağım. Şöyle bir şablon sunulsa idi ne güzel olurdu: Liderlik Özellikleri. Ben de izlediğim diğer filmleri bu şablona göre işaretler koyar, blogta yayınlardım.
  • Sonra Aklıma Robert H. Rosen'in İnsan Yönetimi kitabı geldi. Burada ayrı ayrı bir sürü liderlik özelliğinden bahsediliyordu. Buradan bir liste çıkarsam diye düşünüyordum ki...
  • Anladım. Her liderin farklı nitelikleri var. Ve bazen sadece tek bir özellik, o kişiyi önümüze lider olarak koyabiliyor. Tarih bazen komedi olarak yazılıyor.
Şimdi yapılacak şey zorlaştı. Her bir filmi ayrı ayrı değerlendirmek. Bazen doğal olarak diğer filmlere göndermeler olacak ama genel bir liderlikten bahsetmek söz konusu olmayacak.

Zeka gibi bir şey liderlik, çoklu.

Howard Gardner'in güzel kitabı "Zihin Çerçeveleri" ile hayatıma giren "Çoklu Zeka Kuramı", bir başka ilgi alanımı çeşitledi: Çoklu Lider Tipleri.

Tamam, kabul ediyorum. Bunun üzerinde çok durdular. Ne bileyim, bir umut işte: Belki "Genel Görecelik Teorisi" gibi "Genel Liderlik Teorisi"nden dem vuracaktık.

Gardner'in bir başka kitabı ise: Zihniyetleri Değiştirmek. MESS basmış.
Geçen hafta bununla uğraştım. Kitabın alt başlığı şöyle: Kendimizin ve Başkalarının Zihniyeti Değiştirmenin Sanatı ve Bilimi. Bu ayrı bir yazının konusu.

Yazılacak şeyler çoğaldı.
  1. Liderlik Dersleri Kitaplarının yazıları
  2. Zihniyetleri Değiştirmek için bir yazı
  3. Müzik Terapi için bir yazı.
  4. Halit Ayarcı için bir yazı :) [Bu yazıyı biraz daha erteleyeceğim, galiba. En azından Fatih, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okuyuncuya kadar ... ]

Perşembe, Aralık 08, 2005

Richard Koch Kitabını Yazmış

80/20 ilkesi üzerine bir kitap yazılmış.

Richard Koch
The 80/20 Principle

80/20 İlkesi

Bu çok işe yaracak bir ilkedir. Yazılanlara göre de hayatımızın her alanında işlevseldir. Şöyle;
Pareto'nun deyişi ile:"Gelirin %80'ini, nüfusun %20'si elde eder."
"Kitabin %20'sinde, bilginin %80'i vardır."
"Şirket çalışanlarının %20'i, kazancın %80'i elde ederler."

Bu konuda yapılmış araştırmalar bile var.

Listeyi uzatmak mümkün...

Çarşamba, Aralık 07, 2005

:) Yine Otogardayim

Ne guzel oldu. Tekrar Istanbul'a donmem gerekti. Saka maka ozledim Istanbul'u.

Yahya Kemal soyle der:
"Sade bu semtini sevmek icin omrumuz kisa
Yazlar yavasca bitmese, gunler kisalmasa"

Salı, Aralık 06, 2005

OTOGARDAYIM

Birkac gunlugune ailemi ziyaret etmek icin buradayim. Bu yolculugun blog yazmak, yeni sozler soylemek icin iyi bir firsat olarak degerlendirmeliyim.

Kisa kisa ama cok sayida post gonderecegim.

Pazartesi, Aralık 05, 2005

Linux Günlerim


Ben yazıldığı gibi okuyorum: Linux [linuks]. Bir kullanıcısı olmaktan memnunum. ADSL bağlantım olmadığı günlerde GPRS ile idare edebilir miyiz dediğim zamanlarda XP kullandım.

Benim için tekrar Linuxlu günlerim ne zaman başlayacak diye keyifsizce Mandrake kurulum 'cd'lerine bakıyordum.

Artık ADSL bağlantımda problem yok. Size 'Firefox'lu 'Thunderbird'li ekran görüntümü gönderiyorum.

Ben özgür olmayı seçtim. Belki sizi bile etkiler bu tavrım; sizi de çeker özgürlüğe...

Not: Linux tabanlı işletim sistemleri GNU lisansı ile dağıtılmaktadır. Daha fazla bilgi için: GNU

2005'in 49. Haftası

Yeni bir hafta başladı. Plan şu:
1. Bu hafta boyunca Liderlik Dersleri kitaplarından, filmleri izlerken kullanmak için bir yöntem çıkarmak.

2. En az iki tane film yazısı yazmak.

3. Sizi Halit Ayarcı ile tanıştırmak(Saatleri Ayarlama Enstitüsü).

4. Biraz da fotoğraf yollamak...

Cumartesi, Aralık 03, 2005

"Neden Senin Günlüğünü Okuyacak Mışım?"

Kuzen Uğur böyle diyor: "Neden senin günlüğünü okuyacak mışım?" Ben ona netteki blogları anlatırken niyetim benim günlüğümü okuması değildi. Son günlerde bloglar dünyası ile içli-dışlı olmaya başlayınca, doğal olarak ben de nette gördüğüm iyi şeylerden bahsettim.

Müthiş güzel şeyler yapılıyor. Bugün üç tanesini anlatayım.

Bir kişi düşünün ve yaptığı yemek tarifleri için 'mp3'ler yazırlasın. Az mı geldi? Bunların vidosunu hazırlasın. Evet yanlış okumadınız: Sitesinde videolu yemek tarifleri var.

Sitedeki içeriği inceleyince, bu işin ancak bir ekip tarafından tam mesai ile yapılabileceğine kanaat getirdim.Sadece eşinin yardımcı olduğunu yazmış. Aklımda bir ofis dolusu insan vardı.

Eşinin yardımları ile profesyonelce bir iş çıkmış.

Bir zamanlar bir internet kahramanımız vardı. Yurtdışından ödüller almıştı. Sonra ise kayboldu gitti. Şimdi daha gerçek kahramanlarımız var. Bunların öncülerinden biri Devletşah'tır.

Blog olarak yemek tarifi yapılan bir çok site var. Bunların içinde benim beğendiğim sadece Devletşah'ın sitesi değil. Onları başka bir yazıya saklıyorum.

Daha önce benzerleri vardı. Bilgi-işlem elemanları, programcılar ve mühendisler tarafından hazırlanan ... Bu da onlardan biri . Farkı ben takip ediyorum, öğreniyorum.

Bayıldım burada yazılanlara. Hele bir 'vegemite' yazısı var ki okurken, evde yalnız başıma yüksek sesle gülmekten kendimi alamadım. Selin her şeyi anlatmış. Tüm doğallığı ile...


Blogların bir kısmı yemek tarifleri (büyükçe bir kısım), bir kısmı bildiğimiz günlük, bir kısmı da kişilerin uzman oldukları alanlardaki birikimlerini paylaştıkları web sayfaları olarak nette yer alıyorlar.

Bu iş Amerika'da başladığında ürün inceleme bloglarının çok ses getirdiğini yazıyorlar. Hatta bazı şirketlerin yeni çıkan ürünlerini bloggerlara gönderdiğini belirtiyorlar. İyi bir pazarlama statejisi olarak gözüküyor. Türkçe olarak bu şekilde şimdilik bir blog bilmiyorum (... ama arıyorum).

Kişisel günlükler ise kişilerin kendi yazdıkları, anlatmak istedikleri ile farklılaşıyorlar. Bir roman kahramanını okumak gibi keyif veriyor. Hele de sık sık yazıyorsa, fotoğraflarla renklendiriyorsa...

Sonra ben yazıyorum. Son günlerde yazı yazmak konusunda çok zorlansam da yazmak için çaba sarfediyorum. Çünkü yazarken keyif alıyorum. Askerde iken (303 KD Nisan-Eylül 2005) deftere bir şeyler karalıyordum.

Kalemi çıkarmak, defteri karıştırmak, ayak üstü bir şeyler yazmak günün özel anları idi. [Önemli Not: Benzerleri gibi askerlikten bahsetmiyordum. Ben hayallerimi yazıyordum. Bundan iyi hissetmemi sağlıyordu.]

Cuma, Aralık 02, 2005

Butik Otel, Şebnem ve "Yürümekle O Kadar Yemek Eritilmez"


Akşam dışarıda yemek ile kendimize güzel bir ödül verdik. Özel bir nedeni yoktu. Dışarıda yedik.

Ekşi köfte ile başladık. Uğur ve Taner seçim yapmak konusunda kararsız kaldılar. Uğur şefin teklifi ile haşhaşlı kebap yedi. Taner ise yol boyunca ne yesem diye; şunu mu bunu mu yesem; diyerek halep işi ile idare etti. Benim ise son günlerdeki favorimse babagannuş.

Her zaman olduğu gibi, baştan gelen çiğ köfte, salata, terayağ, keçi peyniri, ezme ve yoğurtlu ile bir hayli hızlı başlangıç yaptık. Sonra gelen ekşi köfte ise biraz olsun rahatlattı. Canım ne kadar da çok ekşili şeyler çekiyormuş.

Sahilde gittiğimiz bu güzel yerden her çıkışımızda olduğu gibi bir hayli ağar hareketlerle yürüyerek, yediklerimizin hazmına çalıştık.

Not 1: Tatlı ise kadayifti. Kaymaklı ve sıcak olunca o da güzel oluyor. Genelde tercihimiz künefedir ama kalmamıştı.
Not 2: Taner için akşam ki konumuz butik otel açma fikri idi.
Not 3: Ben ise durmaksızın Aralıkta gidebileceğim konserler hakkında konuşuyordum. Aklımda ise Şebnem Ferah'in bu ay İstanbulda konseri olup olmayacağı idi.
Not 4: Uğur'u beşverin. Zaten yazdıklarımı da okumuyormuş. Onu "kesinlikle ilgilendirmez"miş. O galiba depresyonda...
Not 5: Bu kadar Şebnem Ferah konuştuktan sonra Fatih aradı ve şu an Şebnem Ferah çalıyor ve seni aradım dedi. Kozmik bir şaka mı tevafuk mu desem bilmem ama ilginç oldu.
Not 5: Fatih sordu:
-Neden Şebnem Ferah dinlerken, sen aklıma geldin?
Not 6: Bizimkilerle dışarıda buluştuğumuz zamanlarda nedense Hasan ile yolda karşılaşıyoruz. Bu da mı kozmik bir şaka yani...?

Perşembe, Aralık 01, 2005

Gerçekleşmeyen Telefon Görüşmesi ve Çay-Sigara

Pazartesi beklediğim telefon görüşmesi gerçeklememişti. Bende dün telefon etmektense bizzat telefon beklediğim kişinini yanına gitmeyi tercih ettim. Adam çay ikram etti, özür diledi ve işi pazartesine erteledi. Telefonla arayamamasının sebebi olarak işlerinin çok yoğun olduğundan bahsetti. Çay ikram etti ise de berbat bir şey olduğundan şeker atarak içebildim.

Çayı çok şekerli içenlerdendim. İnanılmaz keyif alıyordum. Ta ki bir gazetede şekerli içeçek bağımlılığının sigara tiryakiliğinden kurtulmaktan daha zor olduğunu okuyuncaya kadar... O gün ben de karar verdim . Tiryakiliğimden kurtulacaktım.

Sigari içen arkadaşlarım, biz hiç içmeyenler için ve bazen açıkça yaptığımız düşmanlıktan dolayı, onları anlamadığımızdan ve hiç bir zaman da anlayamacağımızdan dem vururlardı. "Bir tiryakiyi ancak bir tiryaki anlardı."

Gazetedeki yazı ise çay ve kahvenin içene şeker atmamayı, benim için bir sınav haline getirdi. Bırak gitsin, olsun bitsindi ama o kadar da kolay olmadı.

Çayı biraz daha açık içmeye başlayınca iş kolaylaştı. Hem de bu sefer sadece çay içiyordum. Çayın tadına varıyordum. Kahveyi şekersiz içmek ise daha kolaydı. Kahvelerin kendine ait özel bir tadı vardı ve ben bu tadı zaten beğeniyordum.

Alıştım. Şekersiz çay ve kahveyi rahatlıkla içiyordum. Yalnızca kötü çay olduğunda içine mutlaka şeker atıyorum. Nezaket gereği içiyorum.

Sigara içen arkadaşlarım için ise bunun bir önemi yoktu. Onlar için en zor şey, şu "lanet" sigari bırakmak...

İsmail hala sigara içiyor. Bırakmayı düşünmüyor. Mehmet ve Hasan kardeşler ise Mehmet yeni bıraktı. Oğuz ise bildiğim kadarı ile bol bol içiyor. (Not: Yarın burnundan ameliyat olacak. Şimdiden geçmiş olsun.) Lise de içmeyen kızlardan ise sonradan başlayanlar oldu. Evren'in başlamasına özellikle üzülmüştüm. Bayanlar için sigara içmek bir statü sembolü haline almış durumda idi. Şimdi onlar da tiryaki oldular.

Nihan hiç içmemiş, umarım hiç başlamaz.

Çarşamba, Kasım 30, 2005

Hayali Daha Mı Güzeldi?

Askerde iken neden bilmem, sahilde oturmayı ve şöyle boş boş etrafı seyretmeyi, ne kadar da çok arzu ediyordum. Arkadaşlarla akşamları yürüdüğümüz sahili hatırlar, çarşıyı her çıktığımda internet kafede Google Earth ile inceler, inceler ve sonra yine incelerdim.

Bugün işlerimi bitirdikten sonra sahile inmeye karar verdim. İnerken de yoldan Aralık 2005, "Bilim ve Teknik Dergisi"ni aldım. Temiz bir bank bulup, dergiyi karıştırmaya başladım.

Sonra...

Ne bileyim, hayalimde daha güzeldi. Orada oturmaktan; elimde dergi de olsa yalnız ve boş boş oturmaktan, hiç hoşlanmadım. Yarım saat içinde döndüm.

Hava inanılmaz güzel! Mis gibi kokuyor sokaklar. Hatta İstanbul bu kadar güzel kokmaz ama bugün temiz kokuyor. Sahilde de güzel bir koku vardı. Ne balık kokuyordu ne de bir baska kötü koku.

...ama sahil hayalimde daha güzeldi!

Dün Hakkında Özet

Dün kötü bir gündü. Bütün gün bir gelmeyen telefonu beklemek zorunda kaldım. Telefon açacak olan kişi ise tek bir cümle söyleyecekti. Açmadı... Ama birazdan dışarı çıkıp bir görüşme yapacağım. Araması gereken kişi geleceğimi büyük ihtimalle beklemiyor. Gereksiz yere benim bütün günümü bağlamanın görüşmesi ilginç olacak.

Ben de bütün gün film izledim, okumadan bir sürü kitabı karıştırdım.

Azınlık Raporu kaliteli ve güzel bir film. Belki başrolünde Tom Cruise yerine başka bir aktör oynasa daha da iyi olurdu. Tom Cruise böyle güzel bir film içinde çok popüler(başka bir kelime bulmalı) bir isim. Bu filmin Tom Cruise'a ihtiyaçı yok.

Filmde özellikle John Anderton'in precog ile alışveriş merkezinden kaçış sahnesi var ki matematiksel bir güzelliğe sahipti.

Filmlerden açılmışken "Liderlik Dersleri" kitabı çerçevesinde ben de bir şeyler yazmak istiyorum. Kitap MediaCat tarafından basılmış. İki ayrı kitap olarak yazılmış.

Büyük Filmlerden Liderlik Dersleri
Klasiklerden Liderlik Dersleri

Çok iyi bir inceleme olmuş.

Benim incelemem planım ise:
İlk film: K19. Harrison Ford'un başrolünde oynadığı film, güzel bir liderlik dersi olabilir. İlk roman ise mutlaka okunması gereken bir başyapıt: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü". Hayri İrdal da benim kahramanım. Onun kahramanı ise Halit Ayarcı. :)

"Saatleri Ayarlama Enstitüsü" bir başyapıt adlandırması doğru kabul görmeye bilir. Tanpınar'ın en çok okunan ve belki de en çok tartışılan romanı "Huzur". Benim için böyle değil. Başka bir çağda mı yaşıyorum acaba.

Ve hediye meselesi. Şimdi dışarı çıkıp kargoya vereceğim. Kaç gündür İsmail ve Fatih'in hediyelerini gönderecektim olmadı. Şimdi .... çıkıyorum.

Akşama da Taner'lerde DVD keyfi var. Boza mı içsek acaba...

İnşaallah bugün güzel bir gün olacak. "Benim umudum var; Benim umudum."

Pazartesi, Kasım 28, 2005

Fon Müziği

Sokağa çıkınca çalan fon müziğim Indiana Jones idi. İki ihtimalli bir gezi planlıyordum. Ya fon müziği ile uygun Sanat Tarihi Semineri ya da Felsefe Söyleşisi.

Ne yapsam ne etsem derken İstiklal'de yürümeye başlamışım. Kulaklıklardan gelen müzik: Gülyabani, Aylin Aslım.

-Ali! Ali!
-A! Merhaba.
-Yine mi felsefe söyleşisine..
-Boşver.

O da ne! Bir matematik, bir ingilizce ve bir de felsefe öğretmeni güzel günün keyfini çıkarmışlar ve geri dönüyorlar.

Güzel bir gün, kaliteli bir felsefe söyleşisi ile geceye doğru aktı.

Eve dönüp bunları yazmak kaldı. Bir de Felsefenin fon müziğinin ne olması gerektiği?

Tamam, Onun Adı: Dr Jones

-Indiana Jones
-Hey! Dr Jones demelisin. Onun adı: Dr Jones.

Not: "Indiana Jones 4" yolda...

Bugün Yolda Ne Dinlenir

Tabii ki Indiana Jones Film Müziği fon olacaktır...

ama galiba Aylin Aslım'in albümü ile sokaklar daha hoş (Aylin gibi) olacaktır.

Dışarısı Çok Güzel

İstanbul Kasım’in en güzel gününü mü yaşıyor bilmem ama hava çok güzel!

Bugün veya bu hafta evde oturmak yok! Bilgisayardan ayrılmanın zamanı geldi. Bugün gezme tozma zamanı…

Geçen hafta bir tek dün dışarıda idim. Bilgisayarın başında birşeyler yapma telaşı ile bir hafta böylece geçip gitti; Gözlerimin ağrısı ile bol bol çay içerek.